• Filiz Çetin

"Anne, benim de başıma böyle bir olay gelir mi?"

Son zamanlarda neredeyse her gün medyanın duyurduğu cinsel istismar ve şiddet haberleriyle iç içeyiz. Bir yandan çocuklarımızın dayanıklılığını artırmak için helikopter ebeveynlikten uzak durmanın ve çatışmalarla başa çıkabilmeleri için güçlenmelerine yardımcı olmanın önemini vurguluyoruz.  Diğer yandan şiddet içeren olaylar ve görüntülerle karşılaşmalarının sinir sistemleri üzerindeki etkisini düşününce endişeleniyoruz.  Ebeveynliğin en zor yanlarından biri de bu dengeyi bulmak… Süregelen kadın cinayetleri ve çocuk istismarları  haberlerinin medyada çok daha fazla yer aldığı bu dönemde, çocukların ya da gençlerin bu hikayeleri nasıl yorumladığını endişe verici buluyorum.


Şu soru akıllarda... "Yaşadığımız dünya ne kadar güvenli?"





Güveni sağlamanın ve bu sarsıcı haberlerin çocukların dünyasında travma yaratmasını engellemek için yapabileceklerimiz var:


· Hayatın gerçeklerinden haberdar olmaları ve kendilerini koruyabilmeleri önem taşırken, şiddet ve istismar içerikli bu haberlerin yaş dönemlerine uygun şekilde süzgeçten geçirilerek verilmesi çok önemli.


Okul öncesi dönemdeki çocuklar bu haberleri izlememeli. Tehdit edici haberleri görmelerini engellemeye çalışsak da, gözlemci bir çocuk daha büyük bir kardeş arkadaş ya da çevreden bu haberleri duyabilir. Onu haberlerden tamamen korumak mümkün olmayabilir. Ve hikayenin duyduğu parça kısımları onu çok daha korkutabilir. Bu durumda ona olayı çok kısa ve basit şekilde anlatın. Örneğin, biri yolda yürürken, kötü biri ona saldırmış, kavga etmişler, sonra saldıran kişi hapise girmiş gibi... Kısa da olsa vereceğiniz yanıt ona güven verebilir. Yanıtsız bırakmak ya da ona bunu öğrenmesi için çok küçük olduğunu söylemek, olayla ilgili 'sır' ya da 'utanç' duygusunu oluşturabilir. Kısa da olsa vereceğiniz yanıt ona güven verebilir.


· Okul çağındaki çocuk ya da ergenlik dönemindeki bir genç ile izlediği ya da okuduğu haber hakkında sohbet etmek ya da izliyorsa ona eşlik etmek işe yarayabilir. Bu haberin onda ne hissettirdiği, ne düşündürttüğü, bedeninde herhangi bir duyum olup olmadığı hakkında konuşulabilir.




· Genetik etkenlerin yanı sıra, özellikle  aile içinde de şiddeti deneyimlemiş ve partner cinayetleri ile ilgili haberleri sıklıkla takip eden bir gencin beyninin, bu davranışları 'ilişkisel çatışma' ile ilişkilendirecek şekilde yeniden düzenleme tehlikesi vardır: ‘Anlaşamadığımda zarar verebilirim / zarar görebilirim!’. Daniel Siegel’in da belirttiği gibi zihin gelişimi, beynin yaşanılan ve devam eden deneyime verdiği tepki ile ilişkilidir.  Yaşadıklarımızın  sonucunda bir sonraki tepkimiz farklı olur.


· "Acaba benim de başıma gelir mi?" soruları ve korkuları ile karşılaşılabilir. Bu hayatta yalnızca şiddet ya da istismar içeren ilişkilerin olmadığı hatırlatılabilir ve örneklerle anlatılabilir. Sağlıklı aile içi ilişkiye sahip çocuk ve gençler için bu destekleyici açıklama çoğu zaman rahatlatıcıdır. Ayrıca bu haberlerle yoğrulan zihinin, beraber oyun oynayarak, doğada zaman geçirerek ya da keyifli bir etkinlik yaparak da rahatlaması sağlanabilir.


· Özellikle çocukların erken gelişim dönemlerinde anne baba ile olan ilişkilerinde gördükleri duygusal bakım bu süreçte çok etkilidir. Genetik faktörlerin yanı sıra, anne karnından itibaren duygusal ve fiziksel olarak ihtiyaçlarımızın nasıl karşılandığı; başkalarına bakım verme, merhamet gösterme, şefkat gibi duyguların oluşumunu belirliyor. Çocukluk  deneyimlerimizin başkalarına bakım verme kapasitemiz üzerinde kalıcı bir etkisi vardır. Duygusal ihtiyaçları ihmal edilen çocuklarsa yaşadıkları acıyla başa çıkabilmek için agresif davranışlar göstererek savunmaya geçerler. Şiddette bulunan insanların psikolojilerini detaylarıyla çocuklarımıza anlatmamız zorlayıcı olabilir ama basitçe, bu kişilerin ruh sağlıklarının bozuk olduğu, onların da zarar vermemeleri için yardıma ihtiyaç duydukları ve verdikleri zarar nedeniyle cezalandırılacakları anlatılabilir.


· Aile ve toplum şiddeti bir nesilden diğerine geçerken, ebeveynler, öğretmenler, eğitimciler, aktivistler ve politikacıların şiddetin psikolojisini anlayabilmeleri şiddetin önlenmesini sağlayabilir. Şiddeti durdurmada topluma yönelik etkili devlet politikalarının yanı sıra ebeveynlik, çatışma çözme becerileri ve duygusal ihtiyaçların karşılanması  ile ilgili psikoeğitimsel çalışmaların ve bilginin toplumun her kesimine ulaşılabilir olması için hep beraber çabalamalıyız.

27 görüntüleme