• Filiz Çetin

Yeniden Uyumlanma

Yaşadığımız dünyanın bize sunduğu birçok hediye var, en basitinden nefes alabildiğimiz bir hava ... Ormanda yürüdüğümüzde daha da çok görebildiğimiz bir arada olan birbirinden farklı özelliklere sahip bitkiler, hayvanlar ve canlılar ve onların var oluş süreçleri...

Yerliler, doğayı izleyerek bilgi edinmişler; yağmuru, rüzgarı, dalgaları, ay, güneşi, kuşları, ağaçları vb. gibi izleyerek yaşamı öğrenmişler; doğaya iyi davranarak, denge ve uyum içinde varlıklarını sürdürmeye çabalamışlar. Hepimiz bilgi edindiğimiz bu ortak ekosistemin parçasıyız. Çevreyle birbirimize karşılıklı yararlar sağladığımız bir döngü içindeyiz. Doğaya iyi davrandığımızda, o da bizi ödüllendiriyor. Aksi durumda doğaya yıkıcı olduğumuzda, biz de bu ekosistemin parçası olarak zarar görüyoruz. Bu sistemik döngü, aile içi ilişkilerdeki döngüye nasıl da benziyor...


Yerli topluluklarda Akinoomaage adında felsefik bir kavram var. Doğayı izleyerek yaşamı öğrenmeyi içeren bu kavram 'aki' ve 'noomage' kelimelerinden oluşuyor. 'Aki' toprak demek, 'noomage' ise işaret etmek ve yön almak... Toprağa yönelmek ve topraktan yön almak...Tıpkı yerlilerin doğayı izleyerek edindikleri bilgi gibi, çocuklar da ilk başta onlara bakım veren anne babayı izleyerek hayatı öğreniyorlar. Bakım verene yönelip, bakım verenden yön aldıkları bir dans başlatıyorlar. Biraz uzaklaşıp, sonra tekrar yakınlaşmanın güvenliğini hissetmek istiyorlar. Bu karşılıklı dansta yıkıcılık değil, yapıcılık arayışında olmak güveni oluşturuyor.


Güvenli bağlanmanın önemli bir kısmında 'yeniden uyumlanma' gerçekleşir. Ebeveyn-çocuk ilişkisinde herhangi bir çatışma ya da uyumsuzluk yaşandığında daha sonra yeniden yakınlık kurulabildiğinde güven inşa edilir. Uyumsuzluk çözüldüğünde güven oluşur. Yeniden uyumlanabilme bağlanmayı güçlendirir; aynı zamanda öğreticidir. İlişkiye girdiğimiz andan itibaren anlama, yanlış anlama, eşitlik, hakimiyet gibi süreçler de devreye girer. Yapılan hatalardan öğrenerek ilişkiyi sürdürmek, ilişkiyi daha da güçlendirir. Çevreyi izleyerek de bunu görmek mümkün. Bu durum yalnızca çocuk ebeveyn ilişkisinde değil, arkadaş, partner, hayvanlar, bitkiler ve doğa ile kurduğumuz ilişkide de kendini gösterir.


Yeniden uyumlanma tek taraflı bir süreç değildir. 1960 larda James Lovelock adındaki bilim insanı Gaia hipotezini ortaya koyarak, dünyanın kolektif bir zekaya sahip olan canlı bir organizma olduğunu öne sürmüştür. Bütün canlıların birbiriyle etkileşim halinde, bir denge ve bütünlük içinde davrandığını anlatır. Bu bütünlüğü bozan bir durumda sistem kendini yeniden organize etmek için uğraşır. Tıpkı, hayata gözlerini açan bebeğe bakım verenlerin uğraşı gibidir...


Aile içinde ortaya çıkan bir sorunun ya da bozulan sistemin yeniden düzenlenmesi için tek başına çocuğun kendini düzenlemesini beklemek ne kadar gerçekçidir? Uzamsal olarak son derece karmaşık ağlarla etkileşimde olarak varlığını sürdüren doğa, karşılıklı bağlanmanın ve işbirliğinin olduğu ilişkilere ihtiyaç duyar. Bu sürece çocuğumuzu anlayamadığımızda, ya da yanlış anladığımızda bunu fark edebilmek ve onun bakış açısından görebilmekle başlayabiliriz. Terapide de çocuğun iç dünyasına yönelik yaptığımız yansıtmalar çocuk tarafından kabul edilmeyince, bu durumu kabul edip daha sonra yeniden uyumlanmayı beklemek, güveni artırıyor. Korkarak ya da yanlış anlaşılacağım kaygısı ile ne tepki vereceğini bilememek, karşıdakini daha da yalnızlığa ve anlaşılmamışlığa iter. Uyumsuzluklardan korkmayıp, bu kez öğrendiklerimizle yeniden uyumlanmayı yaşayabileceğimiz ve nefes alabildiğimizi hissedebileceğimiz günlere gözlerimizi açalım...

0 görüntüleme